Denizcilik tarihi, fırtınalarda batan devasa gemiler, kanlı korsan saldırıları ve trajik kayıplarla doludur. Ancak bu hikayelerin hiçbiri, Mary Celeste kadar zihinleri kurcalayan, mantığı zorlayan ve insan ruhunda derin bir ürperti bırakan bir etkiye sahip değildir. Çünkü Mary Celeste batmamıştı, parçalanmamış, bir çatışmaya girmemişti. O, okyanusun sonsuz maviliği içinde sadece terk edilmişti. Hem de sanki yaşam bir anda durmuş, zaman o gemi için donmuş gibiydi.
Tabirly'nin Gizemler Köşesi'nde bu hafta, aradan geçen 150 yılı aşkın süreye rağmen sırrı tam olarak çözülemeyen, popüler kültürde Sir Arthur Conan Doyle'un hikayeleriyle efsaneleşen ama gerçeği kurgusundan çok daha tuhaf olan "Hayalet Gemi"yi tüm çıplaklığıyla mercek altına alıyoruz.
Lanetli Başlangıç: "Amazon"un Doğuşu ve İlk Kurbanlar
Mary Celeste'nin karanlık hikayesi, o meşhur kayboluşundan çok önce, daha kızağa konduğu günlerde başladı. 1861 yılında Nova Scotia, Kanada'da, Spencer's Island tersanesinde Joshua Dewis tarafından inşa edildiğinde adı Amazon idi. Ve Amazon, doğduğu andan itibaren talihsizlikleri bir mıknatıs gibi üzerine çekti. Denizciler batıl inançlara sıkı sıkıya bağlıdır ve Amazon, daha ilk gününden "uğursuz" damgasını yemişti.
- İlk Kurban: Geminin ilk kaptanı Robert McLellan, geminin sahiplerinden biriydi ve büyük umutlarla bu görevi üstlenmişti. Ancak gemi daha ilk büyük yolculuğuna çıkamadan, güvertede kaptanlığı devraldıktan sadece günler sonra aniden fenalaştı. Gizemli bir hastalığa (muhtemelen zatürre veya ani bir enfeksiyon) yakalanarak hayatını kaybetti. Gemi, ilk kaptanını daha denize açılmadan, adeta bir kurban istercesine öldürmüştü.
- Çarpışmalar Serisi: İlk seferinde bir balıkçı barajına (weir) daldı ve gövdesinde ciddi hasar oluştu. Onarıldıktan sonraki bir seferde, Manş Denizi'nde iki direkli bir yelkenliyle çarpıştı ve o geminin batmasına neden oldu. Amazon ise bu kazadan yine hasarlı ama "canlı" çıktı.
- Terk Ediliş: Yıllar süren kaza, yangın ve belaların ardından, 1867'de Cape Breton Adası'ndaki Glace Bay açıklarında şiddetli bir fırtınada karaya oturdu. Sahipleri artık bu "lanetli" gemiyle uğraşmak istemedikleri ve kurtarmanın maliyeti geminin değerini aştığı için onu enkaz halinde terk ettiler.
Ancak geminin kaderi burada bitmedi. Alexander McBean adında biri enkazı satın aldı, ardından Amerikalı bir konsorsiyuma sattı. Gemiye 10.000 Dolar (o dönem için servet değerinde) harcanarak kapsamlı bir onarım yapıldı, boyu uzatıldı, tonajı artırıldı ve adı Mary Celeste olarak değiştirildi. Amerikan bayrağı çekildi. Ancak denizciler arasında yaygın bir inanış vardır: Bir geminin adını değiştirmek, onun kaderini değiştirmez; aksine, geminin ruhunu ve denizin eski tanrılarını daha da öfkelendirir.
Son Yolculuk: 7 Kasım 1872 - "Güvenli" Bir Plan ve Mürettebat
Kaptan Benjamin Spooner Briggs, denizcilik dünyasında saygı duyulan, son derece dindar, disiplinli ve katı bir içki karşıtı (teetotaler) adamdı. Deneyimliydi, denizcilikten emekli olmayı ve kardeşiyle iş yapmayı planlıyordu ancak bu son seferi yapmaya karar verdi. Yanına çok sevdiği eşi Sarah Elizabeth ve henüz iki yaşındaki küçük kızı Sophia Matilda'yı da aldı. Yedi yaşındaki oğulları Arthur ise eğitimi için ve büyükannesiyle kalması amacıyla geride bırakıldı; bu kader anı, Arthur'un hayatını kurtaracaktı.
Mürettebat: Kaptan Briggs, ekibini bizzat seçmişti ve onlara güveni tamdı.
- Albert G. Richardson (Birinci Zabit): Kaptanın güvendiği bir isimdi.
- Andrew Gilling (İkinci Zabit): 25 yaşında, Danimarkalı.
- Edward William Head (Kamarot ve Aşçı): Yeni evliydi, New York'tan katılmıştı.
- Denizciler: Volkert Lorenzen, Arian Martens, Boye Lorenzen ve Gottlieb Goodsraad. Hepsi Alman asıllı, Kuzey Frisiya adalarından gelen, birbirini tanıyan, dindar ve disiplinli denizcilerdi. "Sarhoş olup isyan çıkaracak" tipler değillerdi.
Gemi, 7 Kasım 1872'de New York'un East River rıhtımından, İtalya'nın Cenova kentine gitmek üzere yola çıktı. Yükü ise oldukça tehlikeli ve ilginçti: 1.701 varil saf endüstriyel alkol. Bu yük, şarap veya viski değildi; zehirli, içilemez, denatüre edilmiş ham alkoldü.
Dei Gratia'nın Keşfi: Sessizliğin Sesi
Mary Celeste yola çıktıktan yaklaşık bir ay sonra, 4 Aralık Çarşamba günü öğleden sonra (saat 13:00 sularında), İngiliz gemisi Dei Gratia (Latince: Tanrı'nın Lütfu) tarafından fark edildi. Dei Gratia'nın kaptanı David Morehouse, Kaptan Briggs'i tanırdı, hatta seferden bir akşam önce New York'ta birlikte yemek yedikleri söylenir. Ufukta Mary Celeste'yi gördüğünde bir gariplik sezdi. Gemi garip bir şekilde yalpalıyor, yelkenleri düzensiz duruyordu (sadece iki yelken açıktı) ama rüzgarı arkasına almış, rotasında zikzaklar çizerek ilerlemeye devam ediyordu.
İşaretlere yanıt gelmeyince, Morehouse, İkinci Zabit Oliver Deveau liderliğinde bir ekibi gemiye gönderdi. Deveau gemiye çıktığında, gıcırdayan tahtalar ve rüzgarın uğultusu dışında ölümcül bir sessizlikle karşılaştı.
Deveau'nun Raporu ve Bulunanlar:
- Gemi Tamamen Boştu: Kaptan, eşi, bebeği ve 7 mürettebat... Toplam 10 kişi, buhar olup uçmuştu. Ne bir ceset, ne bir kan izi, ne de bir boğuşma belirtisi vardı. Geminin kedisi bile ortada yoktu.
- Su Seviyesi: Sintinede (geminin en alt kısmı) yaklaşık 3.5 fit (1 metre) su vardı. Bu miktar, 280 tonluk bir gemi için tehlikeli değildi ve pompalarla kolayca tahliye edilebilirdi. Gemi batmıyordu.
- Kamaradaki Hüzünlü Detaylar: Kaptanın kamarasında Sarah Briggs'in dikiş makinesi duruyordu, üzerinde yarım kalmış bir iş vardı. Küçük Sophia'nın oyuncakları özenle yerleştirilmişti. Yataklar sanki az önce terk edilmiş gibi ıslak ve dağınıktı.
- Değerli Eşyalar: Korsan saldırısı ihtimalini tamamen eleyen detay buradaydı. Kaptanın kasasındaki paralar, mücevherler, kişisel eşyalar, pipolar (mürettebat pipolarını asla geride bırakmazdı) ve yükün tamamı yerli yerindeydi.
- Mutfak Durumu: Popüler kültürde "masada dumanı tüten çorbalar" olduğu anlatılır. Gerçekte ise Deveau mutfağa girdiğinde ocağın yerinden oynadığını, etrafta yiyecek olmadığını gördü. Ancak kilerde altı ay yetecek kadar su ve yiyecek stoku vardı. Yani açlık veya susuzluk söz konusu değildi.
- Kayıp Olanlar:
- Geminin tek filikası yerinde yoktu.
- İskele tarafındaki korkulukların bir kısmı sökülmüştü (muhtemelen filikayı denize indirmek için).
- Seyir defteri (Jurnal) kaptanın masasındaydı ama son kayıt 10 gün öncesine, 25 Kasım sabahına aitti. O tarihte gemi, Azor Adaları'nın Santa Maria adası açıklarındaydı. Bulunduğu yerden yaklaşık 400 mil uzaktaydı.
- Navigasyon aletleri (sekstant, kronometre) ve geminin evrakları kayıptı. Bu, geminin planlı ve kontrollü bir şekilde terk edildiğini gösteriyordu.
Cebelitarık Mahkemesi: Şüpheler ve Komplolar
Gemi, Dei Gratia mürettebatının bir kısmı tarafından Cebelitarık'a getirildi. Burada "kurtarma ödülü" (salvage claim) için mahkeme kuruldu. Ancak Kraliyet Başsavcısı Frederick Solly-Flood olayı basit bir terk ediliş olarak görmedi. Kendisi, olayın arkasında mutlaka bir cinayet olduğuna inanıyordu ve soruşturmayı bir saplantı haline getirdi.
- Sigorta Dolandırıcılığı? Başsavcı, Dei Gratia mürettebatından ve Kaptan Morehouse'dan şüphelendi. Acaba iki kaptan anlaşıp sigorta parası için böyle bir oyun mu tezgahlamıştı? Ya da Dei Gratia mürettebatı, Mary Celeste'yi ele geçirip diğerlerini öldürmüş müydü? Ancak Briggs ailesiyle birlikteydi ve geminin hissedarıydı; her şeyi bırakıp kaybolması mantıksızdı. Ayrıca gemide hiçbir şiddet izi yoktu.
- Sahte Kan İzleri: Solly-Flood, gemide bulunan bir kılıçta ve güverte korkuluklarında "kan lekeleri" olduğunu iddia etti. Kılıcın, mürettebatı öldürmek için kullanıldığını savundu. Ancak yapılan bilimsel analizler (o dönemin yöntemleriyle bile), lekelerin kan değil, pas ve narenciye asidi (limon suyu) olduğunu kanıtladı.
- Balta İzi: Geminin korkuluklarında bir "balta izi" bulundu. Savcı bunu bir çatışma işareti saydı. Ancak uzmanlar, bunun gemi yapımı sırasında oluşan doğal bir deformasyon veya yükleme sırasındaki bir darbe olduğunu belirtti.
Sonunda mahkeme, Dei Gratia mürettebatına ödülün sadece 6'da 1'ini (yaklaşık 1.700 Sterlin) verdi. Hakim, olayın "karanlıkta kaldığını" ve Dei Gratia'nın tamamen aklanmadığını ima etti.
O An Ne Oldu? Teoriler ve Ötesi
10 insan, sağlam, batmayan, yiyeceği ve suyu bol bir gemiyi neden okyanusun ortasında, küçücük ve güvensiz bir filikaya binerek terk eder? İşte akılları durduran nokta burası.
1. Alkol Patlaması ve "Soğuk Patlama" (En Güçlü Bilimsel Teori)
Geminin yükü 1.701 varil saf alkoldü. Gemi Cebelitarık'ta boşaltıldığında, 9 varilin içinin boş olduğu görüldü. Bu variller, diğerlerinin aksine "kızıl meşe" (red oak) ağacından yapılmıştı; kızıl meşe daha gözeneklidir ve sızdırmaya meyillidir. Modern deneyler (özellikle UCL'den Dr. Andrea Sella'nın deneyi), ambar içindeki ısı değişiminin alkol buharı yaratabileceğini ve bunun küçük bir kıvılcımla (örneğin ambar kapağının havalandırma için açılmasıyla veya sürtünmeyle) şiddetli ama alevsiz bir "basınç patlamasına" yol açabileceğini gösterdi. Bu patlama alev çıkarmaz, is bırakmaz ama kapağı havaya uçuracak kadar güçlü bir güm sesi ve şok dalgası yaratır.
Senaryo: Kaptan Briggs bir patlama sesi duydu veya yoğun alkol buharı kokusu aldı. Geminin her an havaya uçacağını düşünerek panikledi. "Gemiyi terk edin!" emri verdi. Herkesi filikaya bindirdi ve gemiden güvenli bir mesafede, uzun bir halatla (peak halyard) gemiye bağlı şekilde beklemek istedi. Ancak halat koptu ya da rüzgar aniden şişen yelkenlerle gemiyi hızla alıp götürdü. Filikadakiler, kürek çekerek yetişmeye çalıştılar ama nafileydi. Mary Celeste ufukta kaybolurken, onlar okyanusun ortasında ölüme terk edildiler.
2. Hatalı Sonda Çubuğu ve Su Paniği
Geminin sintinesindeki (alt kısmı) su seviyesini ölçmek için kullanılan sonda çubuğunun o sırada güvertede bulunduğu rapor edildi. Gemi daha önce kömür taşıdığı için pompaları kömür tozuyla tıkanmış olabilir. Kaptan, geminin ne kadar su aldığını doğru ölçememiş veya sonda çubuğu hatalı bir okuma yaparak gemide gerçekte olduğundan çok daha fazla su varmış gibi göstermiş olabilir. Azorlar civarındaki fırtınalı havada, geminin batmak üzere olduğunu sanarak tahliye emri vermiş olabilir.
3. Deniz Canavarları ve Dev Mürekkep Balıkları
O dönemde denizciler arasında dev kalamarların (Kraken) gemilere saldırdığına dair inançlar yaygındı. Rasyonel açıklamalar arayanlar bunu reddetse de, Mary Celeste'nin terk edilişindeki o "ani panik" havası, gemiye dışarıdan gelen, belki de suyun altından yükselen korkunç bir varlığın saldırısını akıllara getiriyor. Filikanın indirilmesi bir kaçış değil, bir yemleme girişimi miydi?
4. Ergot Zehirlenmesi (Toplu Halüsinasyon)
Gemideki ekmeğin yapıldığı çavdar ununun, nemli ortamda "ergot" mantarı (Claviceps purpurea) tarafından bozulduğu ve bunun LSD benzeri güçlü halüsinasyonlara, paranoyaya yol açtığı bir başka görüştür. Mürettebatın toplu bir delilik nöbeti geçirip, olmayan yangınlar, canavarlar görüp veya geminin yandığını sanıp kendilerini denize atmaları mümkündür. Kaptan Briggs'in rasyonel yapısı buna tezat olsa da, kimyasal bir zehirlenme mantığı devre dışı bırakabilir.
5. Doğaüstü Güçler ve Zaman Kayması
Spiritüel bakış açısıyla en ilginç teorilerden biri budur. Bermuda Şeytan Üçgeni kadar ünlü olmasa da, Atlantik'in o bölgesinde elektromanyetik anomalilerin yaşandığına dair iddialar vardır. Mürettebatın bir anda "yok olması", geminin fiziksel olarak orada kalıp, içindeki yaşam enerjisinin başka bir boyuta çekilmiş olabileceği ihtimalini düşündürür. Bulunduğunda gemideki o "tekinsiz sessizlik", ve çürümeyen yiyecekler, sanki zamanın o gemi için durduğunu fısıldar gibidir.
Tabirly Özel: Gözden Kaçan "İsimsiz Sal" ve Büyükannenin Sezgisi
Çoğu kaynak Mary Celeste hikayesini "asla bulunamadılar" diyerek bitirir. Ancak o dönemki İspanyol arşivlerinde ve eski gazete kupürlerinde gözden kaçan, "keşke bilmeseydim" dedirten çok özel detaylar saklıdır.
1. İspanyol Kıyısındaki Ceset:
Olaydan aylar sonra, İspanya'nın kuzey kıyılarında balıkçılar tarafından birbirine bağlanmış iki ilkel sal bulundu. Salın üzerinde çürümeye yüz tutmuş bir erkek cesedi ve bir direğe bağlanmış, tuzlu sudan yıpranmış bir Amerikan bayrağı vardı.
O dönemki yetkililer, cesedin kimliğini tespit edemedi ve olay basit bir "deniz kazası" denilerek kapatıldı. Ancak modern araştırmacılar, rüzgar rotaları ve akıntılar incelendiğinde, bu isimsiz salın Mary Celeste'den ayrılan o küçük filika olabileceğine inanıyor. Eğer bu doğruysa, Kaptan Briggs ve ailesi "buhar olup uçmamış", okyanusun ortasında haftalarca sürüklenerek, açlık ve susuzlukla mücadele edip, sonunda Amerikan bayrağına sarılarak trajik bir şekilde can vermişlerdi.
2. Büyükannenin Rüyası (Spiritüel Bir Not):
7 yaşındaki Arthur'un gemiye alınmamasının resmi nedeni "okul" olarak geçer. Ancak aile içinde fısıldanan efsanelere göre, Arthur'un büyükannesi o seferden hemen önce "karanlık rüyalar" görmüş, içinde çok kötü bir his oluşmuş ve torununun gitmesine şiddetle karşı çıkmıştı. Belki de küçük Arthur'u o lanetli sondan koruyan şey, sadece okul zorunluluğu değil, bir büyükannenin mantıkla açıklanamayan o güçlü sezgileriydi.
Edebiyatın Etkisi: Arthur Conan Doyle'un Yalanı
Olaydan 12 yıl sonra, 1884'te, o zamanlar genç bir doktor olan Sir Arthur Conan Doyle, isimsiz olarak "J. Habakuk Jephson's Statement" (J. Habakuk Jephson'ın İfadesi) adlı bir hikaye yayınladı. Bu hikaye, gerçek olayları kurguyla harmanladı. Doyle, geminin adını Marie Celeste (Fransızca yazılışıyla) olarak değiştirdi, mükemmel kahvaltı masası detayını uydurdu ve olayı eski bir kölenin intikamına bağladı. Halk bu kurguyu gerçek sandı ve bugün bildiğimiz çoğu "efsanevi" detay (masadaki dumanı tüten çaylar gibi) aslında Sherlock Holmes'un yazarının hayal ürünüdür.
Son Zamanlarda Neler Oldu? Modern Araştırmalar ve Kayıp Enkaz
21. yüzyıl teknolojisi bile bu gizemi tam olarak aydınlatabilmiş değil, hatta bazı açılardan gizem daha da derinleşti.
1. Clive Cussler ve Enkaz Avı (2001 - Büyük Hayal Kırıklığı):
Ünlü macera romanı yazarı ve deniz arkeoloğu Clive Cussler, kurduğu NUMA (National Underwater and Marine Agency) ekibiyle birlikte Mary Celeste'nin enkazını bulduğunu iddia etti. Gemi, 1885 yılında Haiti açıklarındaki Rochelois Resifi'nde kasıtlı olarak batırılmıştı. Cussler ve ekibi, burada bir gemi enkazı buldular ve bunun efsanevi Mary Celeste olduğunu dünyaya duyurdular. Ancak yapılan detaylı ahşap analizleri (dendrokronoloji), bulunan enkazın Mary Celeste'den çok daha sonra inşa edilmiş başka bir gemiye ait olduğunu kanıtladı.
Sonuç: Gerçek Mary Celeste'nin enkazı hala Haiti sularının derinliklerinde, mercanların arasında gizlenmiş durumda. Sanki gemi, suyun altındayken bile bulunmak istemiyor.
2. Modern Veri Analizi (Anne MacGregor'un Araştırması):
Belgesel yapımcısı Anne MacGregor, modern yöntemlerle geminin seyir defterini ve o günkü hava durumu verilerini yeniden analiz etti. Kaptan Briggs'in kronometresinin hatalı olduğunu ve geminin rotasından saptığını (Kaptan'ın sandığından 120 mil batıda olduğunu) ortaya çıkardı. Bu navigasyon hatası, bozuk pompa ve "soğuk patlama" ihtimaliyle birleşince; Kaptan'ın neden paniklediğine dair en rasyonel ama bir o kadar da trajik senaryoyu oluşturuyor: Karayı gördüğünü sanıp aslında okyanusun ortasında olduğunu fark eden bir zihnin çöküşü.
Sonrası: Lanet Devam Ediyor
Mary Celeste limana çekildiğinde kimse bu gemiye binmek istemedi. "Lanetli" olduğu kulaktan kulağa yayıldı, gazeteler onu "Cehennem Gemisi" olarak manşetlere taşıdı.
Sonraki 13 yıl boyunca gemi 17 kez el değiştirdi. Her sahibi iflas etti, her seferinde tuhaf kazalar yaşandı, kaptanlar hastalandı veya delirdi. Son sahibi G.C. Parker, gemiden kar etmenin imkansız olduğunu anlayınca onu sigorta parası için batırmaya karar verdi. Haiti açıklarında, Gonave Adası yakınlarındaki Rochelois Resifi'ne tam gaz sürdü. Ancak Mary Celeste inatçıydı; keskin mercan kayalıklarına çarptı ama batmadı, sapa sağlam orada kaldı.
Parker, gemiyi yakarak kanıtları yok etmeye çalıştı ancak sigorta müfettişleri geminin hala yüzdüğünü ve kargosunun (değerli olduğu iddia edilen ama aslında değersiz olan) sahte olduğunu tespit etti. Parker tutuklandı, ancak davası sonuçlanmadan şüpheli bir şekilde öldü (kimine göre delirdi, kimine göre zehirlendi).
Gemi, nihayetinde 1885 yılında bulunduğu yerde çürümeye terk edildi. Bugün Mary Celeste'den geriye kalan tek şey, suyun altındaki yanmış omurgası ve o 10 kişinin çözülemeyen kaderidir. O gün okyanusun ortasında ne gördüler? Onları sağlam gemiden, 2 yaşındaki bir bebekle birlikte okyanusun karanlık sularına iten o tarifsiz dehşet neydi?
Belki de cevap, rüzgarın hala o koordinatlarda fısıldadığı o eski denizci sözündedir: "Deniz asla sırlarını tamamen vermez."
Tabirly Yorumu
Mary Celeste olayında en korkutucu olan şey kan veya şiddet değil, belirsizliğin kendisidir. Sadece saf, sessiz bir yok oluş. Bu hikaye bize, ne kadar sağlam yapılar inşa edersek edelim, doğanın (veya doğaüstünün) karşısında bir anda silinebileceğimizi hatırlatıyor. Kaptan Briggs'in küçük kızı Sophia'nın o kamarada, yatağında bıraktığı sıcaklık izi ve bekleyen oyuncakları, bu devasa okyanus gizeminin en insani ve en hüzünlü notu olarak kalplerde yer ediyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder