Karanlıkta kaldığınızda ne görürsünüz? Sadece siyahlık mı? Peki ya beyniniz, fiziksel gözleriniz işlevini yitirdiğinde, kendi sinemasını yaratmaya başlarsa?
Tabirly'nin Gizemler köşesinde bugün, tıbbın Charles Bonnet Sendromu (CBS) olarak adlandırdığı, ancak kadim öğretilerin yüzyıllardır "İç Gözün Açılması" ile ilişkilendirdiği o tuhaf eşiği inceliyoruz. Fiziksel dünya kararırken, zihinsel evrenin nasıl rengarenk bir karnavala dönüştüğüne tanıklık edeceğiz.
- Zihnin Sessiz Sineması: Nedir Bu "Otomatik Halüsinasyon"?
- Bilim Ne Diyor? "Aç Canavar Teorisi"
- Tabirly Perspektifi: Arşiv mi, Yoksa Başka Bir Boyut mu?
- Derinlerde Saklı Sırlar: Nadir Görülen CBS Fenomenleri
- Ezoterik Derinlik: Kadim Bilgeliğin Aynasında CBS
- Ünlü Zihinlerin Gözünden: Kimler Bu Perdeyi Araladı?
- 2025-2026 Güncellemeleri: Bilim Perdenin Arkasına Bakıyor
- Neden Korkutucu Değil?
- Sonuç: Perdeyi Kim Kaldırıyor?
Zihnin Sessiz Sineması: Nedir Bu "Otomatik Halüsinasyon"?
1760 yılında İsviçreli filozof Charles Bonnet, 89 yaşındaki dedesinin tuhaf bir durum yaşadığını fark etti. Dedesinin gözleri katarakt yüzünden neredeyse tamamen kördü. Ancak yaşlı adam, boş odada dururken rengarenk desenler, devasa binalar, kuşlar ve en ilginci; hiç tanımadığı, eski moda kıyafetler giymiş sessiz insanlar görüyordu.
Dede akıl sağlığını yitirmemişti. Bilinci yerindeydi, bu gördüklerinin gerçek olmadığının farkındaydı ama onları "görüyordu". İşte buna Charles Bonnet Sendromu denir.
Bu durumu "Otomatik Halüsinasyon" olarak tanımlamamızın sebebi, kişinin isteği dışında, tamamen spontane gelişmesi ve kontrol edilememesidir. Sanki biri televizyonun kumandasını eline almış ve kanalları rastgele değiştirmektedir.
Bilim Ne Diyor? "Aç Canavar Teorisi"
Modern nöroloji bu durumu şöyle açıklar: Görme yetisi azaldığında (Sarı nokta hastalığı, katarakt vb.), beyne giden görsel veri akışı kesilir. Beynin görme merkezi (oksipital lob), bu sessizlikten ve karanlıktan hoşlanmaz. Veri alamayan beyin, "hiper-ekitabilite" durumuna geçer; yani aşırı uyarılır.
Bunu, çekmeyen bir radyoya benzetebiliriz. Frekans bulamadığınızda sesi sonuna kadar açarsanız, cızırtıların arasından hayalet sesler, parazitler duymaya başlarsınız. Beyin de dışarıdan görüntü alamayınca, kendi arşivindeki görüntüleri rastgele, bazen de birleştirerek "yayınlamaya" başlar.
Ancak buradaki asıl gizem şudur: Beyin bu kadar detaylı, bu kadar fantastik ve daha önce hiç görülmemiş yüzleri/mekanları hangi arşivden çıkarıp önümüze koymaktadır?
Tabirly Perspektifi: Arşiv mi, Yoksa Başka Bir Boyut mu?
İşte işin renginin değiştiği nokta burasıdır. CBS yaşayan insanların gördükleri halüsinasyonlar şaşırtıcı derecede benzerdir:
- Lilliputlar (Küçük İnsanlar): Çoğu kişi, minyatür boyutlarda, renkli şapkalı, masalsı kıyafetli küçük insanlar görür.
- Geometrik Portallar: Karmaşık, sürekli dönen ve renk değiştiren mandalalar veya tüneller.
- Yüzler: Genelde deforme olmuş, çok büyük gözlü veya karikatürize edilmiş yüzler.
Spiritüel açıdan bakıldığında, fiziksel gözlerin (dünya gözünün) kapanması, aslında Epifiz Bezinin (Üçüncü Göz) üzerindeki baskıyı kaldırır.
1. Duyusal Yoksunluk ve Trans Hali
Kadim şamanlar ve keşişler, vizyon görebilmek için kendilerini günlerce karanlık mağaralara kapatırlardı. Amaç, fiziksel gözü kör edip "Gönül Gözü"nü açmaktı. Charles Bonnet Sendromu, aslında bu mağara deneyiminin, hastalık yoluyla zorunlu olarak yaşanması olabilir mi?
2. Kolektif Bilinçdışı (Jungiyen Bakış)
Görülen "küçük insanlar" veya "masalsı yaratıklar", Carl Jung'un bahsettiği Kolektif Bilinçdışının arketipleri olabilir. Beyin, dış dünyadan veri almayı kestiğinde, insanlığın ortak hafızasına, o büyük veritabanına mı bağlanıyor? Görülen o "tanıdık olmayan yüzler", belki de genetik hafızamızda veya ruhsal kayıtlarımızda yer alan geçmiş yansımalardır.
3. Paralel Evrenlerin Sızıntısı
Kuantum fiziği ve sicim teorisi, iç içe geçmiş boyutlardan bahseder. Bizim "gerçeklik" algımız, beynimizin filtrelediği kadardır. Fiziksel görme yetisi bu filtreyi oluşturur. Filtre kırıldığında (körlük veya görme kaybı), beynin frekans ayarı bozulur ve belki de yanımızda duran ama göremediğimiz o diğer frekanstaki varlıkları veya enerjileri "halüsinasyon" formunda algılamaya başlarız.
Derinlerde Saklı Sırlar: Nadir Görülen CBS Fenomenleri (Tabirly Özel)
Bu sendrom hakkında herkesin bildiği "küçük adamlar" hikayesinin ötesine geçelim. Literatürün kıyısında kalmış, çok nadir ama çok çarpıcı detaylar, olayın spiritüel boyutunu bambaşka bir yere taşıyor:
1. "Okunamayan Yazılar" (The Pseudo-Text Phenomenon)
CBS hastalarının en tuhaf ve az bilinen deneyimlerinden biri, boş duvarlarda, havada veya nesnelerin üzerinde yazılar görmeleridir. Ama bu yazılar ne Türkçe, ne İngilizce ne de bilinen bir alfabedir. Harflere benzerler ama okunamazlar.
- Gizem: Bu durum, sanki kişinin evrenin kodlarını veya Akaşik Kayıtları ham veri (raw data) olarak gördüğünü ama beyninin bunu tercüme edemediğini düşündürür. Bir kitap açılır ama dili unutulmuştur.
2. Gargoyle Yüzleri (The Gargoyle Face)
Bazı vakalarda, hastalar karşısındaki "gerçek" insanların yüzlerini korkunç, dişlek, abartılı gözlere sahip "Gargoyle" (gotik mimarideki o korkunç heykeller) gibi görürler.
- Gizem: Nöroloji buna "yüz tanıma alanındaki bozulma" der. Ancak ezoterik bakış açısıyla; kişi fiziksel görme yetisini kaybettiğinde, insanların "maskelerini" aşıp onların enerjetik veya astral formlarını, belki de içlerindeki "düşük titreşimli" halleri mi görmektedir?
3. Kozmik Izgara (The Grid)
Halüsinasyonlar başlamadan hemen önce, hastaların çoğu tüm görüş alanını kaplayan altın veya mavi renkli, altıgen petek dokulu bir "ağ" veya "ızgara" gördüğünü rapor eder.
- Gizem: Bu ızgara, binlerce yıldır kutsal geometride anlatılan "Yaşam Çiçeği" veya evreni bir arada tutan enerji ağı ile birebir örtüşür. Göz perdesi kalktığında, Matrix'in pikselleri mi görünmektedir?
4. Sessizliğin Müziği: "Müzikal Kulak Sendromu"
CBS genelde görseldir ama bazen işitsel versiyonuyla (Musical Ear Syndrome) "combo" yapar. Kişi tam bir sessizlik içindeyken, kulağında sürekli çalan, kaynağı olmayan, muazzam güzellikte koro müzikleri veya orkestralar duyar. Bu da "kürelerin müziği" (musica universalis) kavramına göz kırpar.
Ezoterik Derinlik: Kadim Bilgeliğin Aynasında CBS
Bu sendromun spiritüel literatürde, modern tıptan çok daha eski ve derin karşılıkları vardır. İşte "halüsinasyon" kelimesinin yetersiz kaldığı o manevi tanımlar:
1. Tasavvuf ve "Alem-i Misal" (The World of Images)
İslam ezoterizminde ve Tasavvuf öğretisinde, fiziksel dünya (Alem-i Şehadet) ile ruhlar alemi (Alem-i Ervah) arasında bir köprü bulunur: Alem-i Misal. Burası, manaların suret kazandığı yerdir. Her düşüncenin, her duygunun bir formu vardır.
- Bağlantı: CBS hastalarının gördüğü o "cismi olan ama kütlesi olmayan" görüntüler, bu ara alemin yansımaları olabilir. Fiziksel göz perdesi kalktığında, kişi bu latif alemi seyretmeye başlar. Görüntülerin sessiz olması, Alem-i Misal'in "sözsüz" doğasına bir işarettir.
2. Teozofi ve "Astral Işık"
Teozofik öğretiye göre dünyayı çevreleyen bir "Astral Işık" (akaşa) katmanı vardır. Burası insanlığın tüm düşüncelerinin, anılarının ve hayallerinin depolandığı kozmik bir hafıza kartı gibidir.
- Yorum: CBS'de görülen o eski moda kıyafetli insanlar, şapkalı figürler veya rastgele sahneler, kişinin bu kozmik hafıza deposuna (Astral Çöplüğe) bağlanması olarak yorumlanır. Tıpkı rüyalarda olduğu gibi, burada da kolektif insanlık tarihinin fragmanları döner durur.
3. Şamanizm ve "İkinci Dikkat"
Carlos Castaneda'nın Don Juan öğretilerinde ve şamanik geleneklerde, insanın dünyayı algılamasının iki yolu vardır. Birincisi, günlük dünyayı tutan "Birinci Dikkat". İkincisi ise enerji dünyasını gören "İkinci Dikkat".
- Yorum: Şamanlar, "görmek" (seeing) ile "bakmak" (looking) arasındaki farkı vurgular. CBS yaşayanlar, fiziksel gözleri kapandığı için zorunlu olarak "İkinci Dikkat"lerini devreye sokarlar. Gördükleri o parlak renkler, geometrik şekiller ve enerji ağları, maddenin ardındaki enerji dokusudur.
4. Kolektif Bilinç ve Folklor: Neden Cüceler?
CBS hastalarının en sık gördüğü figür "Lilliput" denilen minik insanlardır. Peki neden?
- Spiritüel Cevap: Tarih boyunca tüm kültürlerde cüceler, elfler, periler (gnomes, fairies) anlatılmıştır. Jung'a göre bunlar "Kolektif Bilinçdışı"nın arketipleridir. Belki de bu varlıklar sadece masallarda değil, insan zihninin derinliklerinde (veya başka bir frekansta) gerçekten vardırlar. Atalarımız da yaşlandıklarında ve gözleri zayıfladığında bu varlıkları görmüş ve folklorik hikayeler bu "biyolojik mistisizm"den doğmuştur.
Ünlü Zihinlerin Gözünden: Kimler Bu Perdeyi Araladı?
Bu sendrom sadece tıbbi kitaplarda kalan bir vaka değil; tarihin yaratıcı ve entelektüel zihinlerini de ziyaret etmiştir. İşte o "görüntülere" maruz kalan bazı ünlü simalar:
1. Oliver Sacks: Doktorun Kendisi Hasta Olursa
Dünyaca ünlü nörolog ve yazar Oliver Sacks (Uyanışlar ve Karısını Şapka Sanan Adam kitaplarının yazarı), hayatının son dönemlerinde görme yetisini kaybettiğinde bizzat bu sendromu yaşadı. Sacks, gördüklerini korkuyla değil, bir bilim insanının merakıyla izledi. Gözlerinin önünde sürekli değişen geometrik desenler, satranç tahtaları ve karmaşık mozaikler görüyordu. TED konuşmasında durumu şöyle özetlemişti: "Beynimin sinema salonu hiç kapanmıyor, sürekli bedava biletle izlediğim bir gösteri var."
2. James Thurber: Kör Bir Karikatüristin Renkli Dünyası
Amerikalı ünlü mizah yazarı ve karikatürist James Thurber, görme yetisini tamamen kaybettiğinde CBS ile tanıştı. Normalde siyah-beyaz düşünen ve çizen bu adam, kör olduktan sonra dünyasının "teknikolar" bir filme dönüştüğünü söyledi. Gözleri görmüyordu ama zihni ona binlerce renkli, mikroskobik canlıya benzeyen şekiller, mor köprüler ve altın rengi şehirler gösteriyordu. Thurber bu durumu, "Körlüğüm, bana görünen dünyanın donukluğundan çok daha canlı bir evren hediye etti," diyerek mistik bir boyuta taşıdı.
3. Charles Lullin: İlk Tanık
Charles Bonnet'nin dedesi, sendromun isim babası olmasa da ilk kayıtlı "gezgin"iydi. 89 yaşında, tam bir zihinsel berraklık içindeyken odasında pipo içen adamlar, duvar halılarında değişen desenler ve havada uçuşan gümüş kuşlar görüyordu. En ilginci ise gördüğü vizyonların onunla konuşmamasıydı; onlar sadece "oradaydı", başka bir zaman diliminden gelmiş hayaletler gibi sessizce gündelik işlerini yapıyorlardı.
2025-2026 Güncellemeleri: Bilim Perdenin Arkasına Bakıyor
Son yıllarda yapılan araştırmalar, bu mistik deneyimin "biyolojik kodlarını" çözmeye başladı. İşte Tabirly okurları için derlediğimiz en taze gelişmeler:
1. Frekans Yakalandı: "Alfa Dalgalarının Çöküşü" (Ocak 2026)
Bilim insanları ilk kez halüsinasyonun başladığı o "büyülü anı" nörolojik olarak yakalamayı başardı. 2026'da Frontiers in Neurology'de yayınlanan bir çalışmaya göre, halüsinasyon başlamadan hemen önce beynin görme merkezindeki Alfa Dalgaları aniden düşüşe geçiyor.
- Tabirly Yorumu: Alfa dalgaları, beynin "dinlenme ve rölanti" frekansıdır. Bu dalgaların düşmesi, beynin dış dünyadan kopup "iç yayına" geçtiği anın, yani boyut kapısının açıldığı anın sinyali olabilir.
2. Hayaletleri Kovmak İçin Elektrik (tDCS)
İngiltere'de (Newcastle Üniversitesi) yapılan pilot bir çalışmada, hastalara "transkraniyal doğru akım uyarımı" (tDCS) adı verilen hafif bir elektrik akımı verildi. Sonuç şaşırtıcıydı: Katılımcıların %66'sı, vizyonların soluklaştığını ve azaldığını belirtti.
- Tabirly Yorumu: Beynin görme merkezindeki o "aşırı uyarılmayı" (hiper-ekitabiliteyi) elektrikle nötrlemek, perdenin zorla kapatılması anlamına geliyor. Bilim, hayaletleri kovmanın yolunu bulmuş olabilir mi?
3. Biyonik Göz ile "Gerçeğe" Dönüş (Ekim 2025)
Ekim 2025'te duyurulan PRIMA System klinik deneyleri, ileri derece sarı nokta hastalarına yerleştirilen bir çip sayesinde okuma yetisinin geri kazanılabildiğini gösterdi.
- Bağlantı: CBS'nin tek kesin tedavisi, görme yetisinin geri gelmesidir. Göz tekrar veri almaya başladığında, beyin kendi sinemasını (halüsinasyonları) anında durdurur. Teknoloji geliştikçe, bu "içsel vizyonlar" tarihe karışabilir.
4. İnce Çizgi: Lewy Cisimciği Demansı
Son araştırmalar, CBS ile Lewy Cisimciği Demansı arasındaki çizginin sanılandan daha ince olabileceğini gösteriyor. Ancak en büyük fark hala "İçgörü". CBS hastası "Bunlar gerçek değil" diyebilirken, demans hastası gördüğü hayaletle çay içmeye çalışabilir.
Neden Korkutucu Değil?
Şizofreniden farklı olarak, Charles Bonnet halüsinasyonları genellikle sessizdir ve kişiyle etkileşime girmez. Sadece oradadırlar. Bir film izler gibi izlenirler. Bu durum, onların "zihnin bir ürünü" olmaktan ziyade, "orada var olan bir görüntünün izlenmesi" hissini kuvvetlendirir.
Hastalar genelde bu görüntülerden korkmaz, aksine onları büyüleyici bulur. Duvarlarında açılan devasa, egzotik çiçekler veya havada süzülen altın tozları... Bu, ruhun estetik arayışının bir yansıması mıdır?
Sonuç: Perdeyi Kim Kaldırıyor?
Charles Bonnet Sendromu, bize "görme" eyleminin sadece gözlerle yapılmadığını kanıtlar. Görmek, zihinsel bir inşadır.
Tabirly olarak soruyoruz:
Fiziksel dünya karardığında gördüklerimiz sadece beynin nöronlarının rastgele ateşlenmesi midir? Yoksa fiziksel duyuların gürültüsü sustuğunda, perde aralanıp bize "öte tarafın" fragmanlarını mı izletmektedir?
Belki de "halüsinasyon" dediğimiz şey, beynin "gerçeklik" kanalından çıkıp, "olasılıklar" kanalına geçiş yapmasıdır.
Görünenin ötesine bakmaya devam edin.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder