İnsan doğası genellikle "tam" olmaya, bütünleşmeye ve eksikleri kapatmaya programlanmıştır. Peki ya bir insan, ancak "eksilerek" tamamlanacağını hissederse? Ya sahip olduğu sağlıklı bir bacak, gören bir göz veya işleyen bir kol, ruhu için "istenmeyen bir misafir"den farksızsa?
Eski adıyla Apotemnophilia veya BIID, yeni ve kabul görmüş adıyla BID... Bu, sadece bir "istek" değil, beynin derinliklerinde ve ruhun haritasında yaşanan, çok az kişinin anlayabileceği bir ızdırap.
- 1. "Bu Bacak Bana Ait Değil": Xenomelia Fenomeni
- 2. Nörolojik Harita: Beyindeki "Boş" Alanlar
- 3. "Pretender" (Taklitçi) Aşaması ve Transableism
- 4. Ruhsal ve Karmik Bir Bakış Açısı
- 5. En Büyük Tabu: Cerrahın Bıçağı
- 6. Gerçek Hayattan "Ünlü" Vakalar
- 7. Bilimden Son Haberler: Ruhun Haritası Doğrulanıyor mu?
- Son Söz: Tamlık Nedir?
1. "Bu Bacak Bana Ait Değil": Xenomelia Fenomeni
BID'ye sahip bireyler (çoğunlukla çocukluklarından itibaren) bedenlerinin belirli bir parçasının, genellikle sol bacağın veya kolun, kendilerine ait olmadığını hissederler. Bu his, "bedenimden nefret ediyorum" gibi dismorfik bir algıdan çok farklıdır. Onlar, o uzvun orada olmasının doğal olmadığını düşünürler.
Bunu şöyle hayal edin: Sırtınıza bantlanmış, asla çıkaramadığınız 10 kiloluk yabancı bir nesneyle yaşadığınızı düşünün. O nesne orada olmamalıdır, hareketlerinizi kısıtlar ve zihniniz sürekli o "fazlalığa" odaklanır. İşte BID hastaları için o sağlıklı bacak, tam olarak böyle bir "fazlalık"tır.
Bu duruma bazen Xenomelia (Yabancı Uzuv Sendromu) da denir. Kişi aynaya baktığında, o uzvu bir başkasının parçasıymış gibi ya da vücuda yapışmış parazit bir yapı gibi görür.
2. Nörolojik Harita: Beyindeki "Boş" Alanlar
Tabirly okurları olarak biliyoruz ki, ruhun bir planı varsa, bedenin de bir haritası vardır. Bilimsel araştırmalar, BID'nin sadece "psikolojik bir takıntı" olmadığını kanıtladı. Sorun, beynin Parietal Lob bölgesinde yatıyor.
Beynimizde vücudumuzun bir haritası (homunculus) bulunur. Hangi uzvun nerede olduğu, nasıl hareket ettiği burada kodludur. BID'li bireylerin beyin haritalarında, o "istenmeyen uzuv" eksiktir.
- Ruhsal Tercümesi: Beyin, "Benim vücudum tek bacaklı bir tasarıma sahip" derken, fiziksel gerçeklikte iki bacak vardır. Bu uyumsuzluk (mismatch), kişinin ruhunda derin bir huzursuzluk ve "yanlış bedende doğmuş olma" hissi yaratır. Trans bireylerin cinsiyetlerinden duyduğu disforiye benzer bir durumdur; ancak burada hedef cinsiyet değil, anatomik bütünlüktür.
3. "Pretender" (Taklitçi) Aşaması ve Transableism
BID sahibi bireylerin birçoğu, nihai hedeflerine (amputasyon veya felç olma isteği) ulaşmadan önce, yıllarca "Pretender" yani taklitçi olarak yaşarlar.
- Evde yalnız kaldıklarında bacaklarını bağlayıp tekerlekli sandalye kullanırlar.
- Gözlerini bantlayıp kör gibi yaşamaya çalışırlar.
- Bacaklarına turnike bağlayıp kan akışını yavaşlatarak o uzvu "öldürmeye" çalışırlar.
Dışarıdan bakıldığında bu bir "oyun" gibi görünebilir. Ancak onlar için bu anlar, kendilerini ilk kez "tam" ve "huzurlu" hissettikleri anlardır. Tekerlekli sandalyeye oturduklarında engelli hissetmezler; aksine, "işte şimdi ben oldum" derler. Bu durum günümüzde Transableism (Engel geçişliliği) kavramıyla da tartışılmaktadır.
4. Ruhsal ve Karmik Bir Bakış Açısı
Konuya Tabirly'nin spiritüel penceresinden baktığımızda, sorular daha da derinleşiyor.
- Ruhsal Plan (Blueprint): Bazı ezoterik görüşlere göre, ruh dünyaya gelmeden önce seçeceği bedeni ve deneyimleyeceği "formu" belirler. Eğer ruh, deneyimlemek istediği kısıtlılığı (engellilik hali) fiziksel bedende bulamazsa, maddeye müdahale etmek ister mi?
- Geçmiş Yaşam Travmaları: Bir teoriye göre, bu kişiler geçmiş yaşamlarında uzuv kaybı yaşamış askerler veya kazazedeler olabilir mi? Ruh hafızası (akaşik kayıtlar), o eksikliği "normal" olarak kodlamış olabilir mi? Bu yüzden şimdiki tam beden, ruha "yanlış" gelmektedir.
- İdeal Form: Platonik bir bakış açısıyla; zihindeki "İdeal Ben", fiziksel "Görünen Ben" ile savaş halindedir. Ve bu savaşta kazanan, genellikle zihindeki imgedir.
5. En Büyük Tabu: Cerrahın Bıçağı
BID'nin en karanlık ve tartışmalı noktası tedavisidir. Psikoterapi veya ilaçlar, genellikle bu isteği (amputasyon arzusunu) ortadan kaldırmaz. Sadece depresyonu yönetmeye yarar.
Bu kişiler için bilinen tek "kür", istenmeyen uzvun kesilmesidir.
Tarihte, illegal yollardan cerrah bulan, bacağını kuru buzda dondurarak kangren edip doktorları amputasyona mecbur bırakan veya bacağını tren raylarına uzatan vakalar vardır. Ve korkutucu/şaşırtıcı olan şudur: Amputasyon gerçekleştiğinde, bu kişiler pişman olmazlar. Aksine, büyük bir rahatlama, mutluluk ve "iyileşme" hissederler. Artık "tam" olmuşlardır.
Ama hangi doktor, sağlıklı bir bacağı kesmeye yemin edebilir? Bu, tıp etiğinin (Hippocratic Oath - Önce zarar verme) en büyük çıkmazıdır. Birine zarar vermek, onu fiziksel olarak sakat bırakmak mıdır, yoksa zihinsel işkenceden kurtarmak mı?
6. Gerçek Hayattan "Ünlü" Vakalar
Bu durumun sadece teorik olmadığını gösteren, dünya basınında geniş yankı uyandırmış iki çarpıcı örnek vardır:
-
Jewel Shuping (Körlük Arzusu):
Belki de en bilinen ve en sarsıcı vakadır. Jewel, çocukluğundan beri kendini "kör" olarak tanımlıyordu. Gözleri tamamen sağlıklı olmasına rağmen siyah güneş gözlükleri takıyor ve baston kullanıyordu. 2006 yılında, "sempatik" bir psikolog bulduğunu iddia ederek gözlerine lavabo açıcı (drain cleaner) damlatılmasını sağladı. Korkunç bir acı çekmesine rağmen, hastanede görüş yetisini kurtarmaya çalışan doktorlara direndi. Sonunda tamamen kör olduğunda, "İşte şimdi olmam gereken kişi oldum, hiç pişman değilim" açıklamasını yaptı.
-
Chloe Jennings-White (Parapleji Arzusu):
Cambridge eğitimli başarılı bir bilim insanı olan Chloe, bacakları fiziksel olarak sağlıklı olmasına rağmen yaşamını tekerlekli sandalyede sürdürüyor. Çocukluğundan beri bacaklarının kendisine ait olmadığını hisseden Chloe, bir kayak kazasında bacaklarını kırmayı umduğunu bile itiraf etmiştir. Doktorlar omuriliğini kesmeyi (onu felç bırakmayı) reddettiği için, o da "Pretender" olarak yaşamayı seçti ve tekerlekli sandalye kullanmaya başladığında ruhsal ıstırabının dindiğini belirtti.
7. Bilimden Son Haberler: Ruhun Haritası Doğrulanıyor mu?
Bilim dünyası uzun süre bu durumu bir "fantezi" olarak nitelendirse de, son gelişmeler durumun hiç de öyle olmadığını kanıtlıyor. İşte Tabirly okurları için derlediğimiz, ezber bozan yeni bulgular:
- Resmi Tanı (ICD-11 Devrimi): Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yakın zamanda BID'yi hastalıklar listesine resmen dahil etti. Artık bu durum bir cinsel sapkınlık (parafili) olarak değil, "Vücut Sıkıntısı veya Bedensel Deneyim Bozukluğu" başlığı altında inceleniyor. Bu, hastaların "deli" değil, nörolojik bir uyumsuzluk yaşayan bireyler olduğunun en büyük kanıtı.
- Gri Madde Eksikliği: Zürih Üniversitesi'nde yapılan son MRI taramaları, BID hastalarının beynindeki Superior Parietal Lobule (mekansal algı merkezi) bölgesinde, normal insanlara göre daha az gri madde olduğunu ortaya koydu. Yani beyin, o uzvu "tanımlayacak" yeterli donanıma fiziksel olarak sahip değil.
- Deri İletkenliği Testi: Araştırmacılar, kişilerin "istenmeyen" bacağına iğne batırdıklarında, beynin verdiği stres tepkisinin (deri iletkenliği) normal bacağa göre çok daha düşük olduğunu keşfetti. Beden, o bacağa yapılan müdahaleyi "kendine yapılmış" gibi hissetmiyor. Bu, durumun bir rol yapma oyunu olmadığının en somut biyolojik kanıtıdır.
Son Söz: Tamlık Nedir?
Vücut Bütünlüğünden Memnuniyetsizlik, bize "normal" kavramının ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Bizler sahip olduklarımıza şükrederken, bir başkası bizim sahip olduğumuz o "fazlalıklardan" kurtulmak için her gece dua ediyor olabilir.
Belki de bütünlük, uzuvların sayısı ile değil; ruhun, içinde bulunduğu kabı ne kadar benimsediği ile ilgilidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder